Menu
Alışveriş Sepeti

Hikayemiz

Kuruluş tarihimiz 1986 olmasına rağmen, hikayemizin başlangıcı çok daha öncesine, babamızın (Naci Bilsel Bakırdağ) çocuklukluğunda (1965) bir dönem çırak olarak çalıştığı ve çok sevdiği bir kuruyemiş dükkanında başlıyor.

Aradan yıllar geçiyor. Kendisinin spor hayatı, eğitimi ve uluslararsı bir firmada çalışma hayatı sırasında, tam olarak istediği işi yapma dürtüsü ağır basar.

Bu durumu tetikleyen kadersel olay döngüsü; Bir gün Ankara Gençlik caddesinden geçerken, devren satılık kuruyemiş dükkanı görür. Dükkan için pazarlık yapılır, pazarlık yarım kalır. Dükkandan çıktığında eski komşuları “Şükran Hanım” ile karşılaşırlar. Devir ücretini ve daha yeni pazarlık yapıp anlaşamadıklarını öğrenen “Şükran Hanım”. Dükkan sahibi ile pazarlığı tamamlar ve eksik kalan parayı

Naci Bey’e teslim eder. Naci Bey, “Şükran Hanım”’ın iyiğine jest olarak. Dükkana ismini verir. “Şükran Kuruyemiş” bu şekilde ortaya çıkar.

Naci Bey kısa sürede “Şükran Hanım”’a olan borcunu öder. “Şükran Kuruyemiş”’in ilk bereket parası ve alışverişinide “Şükran Hanım” yapmıştır. Halen parası uğur parası olarak saklanmaktadır.

Dükkanın açılışından bir süre sonra, Naci Bey’e babası Ömer Süleyman Bakırdağ destek olmak için gelir. Beraber 10 yıl kadar çalışırlar. Çifte kavrulmuş ürünlerin tezgahımızda yer alması hikayesinde kendisinin etkisi büyüktür.

Çifte kavrulmuş fındık tezgahımızda yer bulması hikayesi ise; Yine yıllar önce, sabahtan taze ürünler kavrulmuş ürünleri teker teker fırından çıkartmışlar yanlız fındık unutulmuş. Fındığı unuttuklarını fark ettiklerinde ürünün renginin ve yapısının normal düzenlerinden farklı olduğunu görürler. Nasıl yapsak atsak mı birilerine versek mi diye düşünürken. Dedem Ömer Süleyman Bakırdağ tezgaha koyar ikram ederiz alanı çıkar belki der. Tezgaha koydukları gün ürün gelenler tarafından çok beğenilir. Bu şekilde çifte kavrulmuş fındık tezgahtaki yerini bulur. Derken fıstık ve kabak çekirdeği müşteri talebi üzerine çifte kavrulmuş şekilde tezgahtaki yerini alır.

“Şükran Kuruyemiş” hikayeleri bunlarla son bulmaz tabi. Aralarından gazete haberlerine konu olan 2 hikayemiz;

“O yıl çok kaliteli kabak çekirdeği toplamıştım. Ancak stok azdı. Müşterilere azar azar veriyordum. Müşterinin biri 5 kilo istedi, ben de ancak 1 kilo verebileceğimi söyledim. Müşteri birden çok sinirlenerek, kendisinin paşa olduğunu, bu çekirdeği yurt dışına yollayacağını söyledi. Ben de ‘Benim bütün müşterilerim paşadır. Kusura bakmayın, veremem diyince, ‘Bulunmaz hint kumaşı mıdır bu kardeşim’ diye söylenerek, 1 kilo alıp gitti. Ertesi akşam paşa gülerek dükkana geldi. Bir gece önce korumalarını tek tek göndererek, 5 kilo kabak çekirdeğini tamamladığını ve yurt dışına gönderdiğini söyleyince şaşırıp, kaldım. Paşa 1 kilo daha aldı gitti.

“Akşam üzeri ressam bir müşterim geldi. Aman bana çok güzel 1’er kilo bir karışım yap, bir arkadaşımla takım elbisesine iddiaya girdik, kimin kuruyemişi iyi ise iddayı kazanacak, hem de kuruyemişlerin parasını ödeyecek. Kuruyemişi alıp, kazanacağından emin bir şekilde gitti. Bir hafta sonra gülerek geldi. ‘Ne oldu, kim kazandı ?’ diye sorduğumda, ‘Sen kazandın’ dedi. Meğerse, arkadaşı da bizden almış.”

whatsapp
whatsapp