Dünyaca ünlü pazarlama uzmanı Philip Kotler’in kitaplarını sürekli okur ve başucumdan ayırmam. Başarılı insanları ve şirketleri analiz ederken sıraladığı maddelerin birincisi “perform”dur. “Ne yaparsan yap, en iyisini yap” anlamına gelir. Eğer Kotler Ankara’ya uğrasa mutlaka Şükran Kuruyemişçisinin sahibi Naci beyi de kitaplarına misafir ederdi.

İşte işini en iyi yapanlardan birisi olan Şükran Kuruyemişçisinin sahibi Naci Bakırdağ Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, büyükelçilikler ve Türkiye’nin saygın kurumlarına, damağına düşkün herkese hizmet verir.

Bakırdağ, Ankaragücü ve Toprakspor’da 1970’li yıllarda top koşturmuş ünlü bir kaleci. Dükkanına giren her ürün özellikle seçilmiş. Badem Datça’dan; fındık Düzce ve Giresun’dan; ceviz Çorum İsklip’ten; leblebi Tavşanlı’dan; şam fıstığı Gaziantep’ten; kabak çekirdeği Ürgüp’ten geliyor. Bizzat köylünün kendisinden temin ediliyor. Gençlik Caddesindeki dükkanın önünden geçerken kuruyemiş ya da kuru kahve kuyruğunda bekleyen bir bakanı ya da ünlü bir kişiyi görmek sizin için sürpriz sayılmaz.

Ünlü doktor Mehmet Öz’ün arada bir Türkiye’ye gelip herkese “Fındık yiyin” demesinden Naci bey de şikayetçi. Fındık stoklarının hemen eridiğini ve fazla abartıldığını söylüyor.

Yurtdışına ne zaman seyahete çıksam benim için her zaman hediyelim kuruyemiş yaptırdığım adres Şükran'dır. Yolunuc Anıtkabir'e düşerse üşenmeyin, birazcık yürüyüp bu lezzetli kuruyemişleri bir deneyin. Çalışkan insanların emeği ve yiyeceklere kattığı ruhu ne lezzetler yaratıyor...